Uzaya…
Dünyanın bütün ayrılıkları ilk anda ölümüne bir yakınlaşmadır. Kaçınılmazdır. Ama sadece yerçekimli ortamlara özgüdür bu karşıtlık. Dünya yuvarlaktır ya ve yerçekimine yenik de düşeriz ya, işte bu sebeplerden birbirinden ayrılan insanların ilk andaki yönlerinden sanal olarak birer doğru çizersek bu doğrular dünyayı döner dolaşır ve eninde sonunda kesişirler. Tabii yollarını değiştirmezlerse, değiştirseler bile yönlerine bağlı kalırlarsa, dünya yuvarlak ya. . .
Uzay geometrisindeyse imkansızdır ters yöne çizilen doğruların kesişmesi. Ne yerçekimi, ne de yuvarlaklık vardır o boşlukta. Sadece sonsuzluk kurguları söz sahibidir.
Silahlı düelloya tutuşmuş gibi birbirlerine sırt dönerek ayrılığa karar verenler 7 adım sonra yüz yüze gelip, vuruşup, bu çok uzun sürecek ölüm ayrılığında işi kolaylaştırmayacaklardır. Keşke öyle yapsalar, vursalar, öldürseler birbirlerini. Ama yapmazlar, yapamazlar. Ve bu ayrılmalar diğer ayrılmalardan daha da fazla yakınlaşmadır. Hatta bir bütün olmaktır, tek vücut.
Onlar için yerçekimi, dünyanın yuvarlaklığı ya da uzay boşluğunun kuralları işlemez. Kesişmelerinin imkansız gibi göründüğü uzay sonsuzluğunda bile ayrılmaya karar verseler ve sırt sırta verip ters yöne gitseler dahi bir bütün olmuşlardır, çünkü iki doğru bir düzlem oluşturur. Tek olurlar. Sonsuzluğa uzanan iki sivri uçlu sessizlikleri de olsa tek bir kişidirler. Bunun farkında olmak istemezlerse olmazlar ve sorun da çıkmaz. Ama farkında değillerse bu bütünleşmeden ve ansızın hazırlıksızken, ayrılalım derken evren kadar bir yalnızlıkta sadece iki başlarına kaldıklarını anlamaları çok tehlikelidir. Ve bunun farkına varmadan önce düzlemleriyle kesişen diğer doğrulara aldırmayıp, hatta bunları hoşgörü ve zaman zaman da zevkle karşılarken, artık her kesiştikleri o noktadan kanayan buzul yaraların iğne batışı kan sızıntılarını nasıl durduracaklarını bilemez hale gelirler. Ve dünyada ayrılan bu kadar insan varken ve bunların sonsuzluğa atılmış doğruları varken bu kesişmeler birer işkenceye dönüşür, ancak yaşadıklarına şükredip, vasat yaşamlarına gömülürler.
Korkarlar. Henüz ayrılmamış olanlar da, ayrılmış olan birçok insan gibi dünyanın bütün ayrılıklarının anında geçmişe kazınan ve buzlar ülkesindeki buzdan heykellere dönüşen ve hep bu heykellere doğru giden kaçınılmaz birer yakınlaşma olduğunu bilmezler. Ayrılığın sonrasını düşünerek korkmak istemezler. Çünkü korkarlarsa ayrılmayacaklar. Ayrılmazlarsa yakınlaşamayacaklar.














