Temmuz’dan Sonra
Dam başında saksağanlar
Üstüne Nisan yağmurları
Vurur belime kazmayı
Kararsız olanından bir çift göz
Elbet özleyecek hatırlanmayı
Hani işte şimdiydi, geçmiş silinmişti? Şubat’tı, Mart’tı, Nisan’dı ya yaşadığımızı hissettiren; hani neredeydi, hangi hoş kokulu kır çiçeği yakından koklandığında rengini ve kokusunu gizlerdi?
Geçen yaz sıcağında, Temmuz’da, Ağustos’ta birkaç kez öldürülmüştük. Katiller hep bir gezmeydi, eğlenmeydi, sevişmeydi. Peki dengeler ne, adalet neredeydi?
Belki sondu düştüğümüz sevdaya, belki ilkti daha en başlangıçta düşüvereceğimiz aşka!
Hani ama şimdi neredeydi O, daha sabah gözlerimizin bebeğiyken?
O şimdi yok…
Gidişiyle doğup dirileceğiz de sanmıştık, ya da ölüp tükeneceğiz. Neydik biz ikimiz? Ne olduk, ne olacağız demeliydik…
Şimdi susmalıyız…
Ne olduğumuzu hiç bilemedik ki, ne olacağımızı nasıl göreceğiz?
Günün bu vaktinde, aslında karanlığın ve gecenin kırmızılığında, derdimi kimlere anlatıp dillendirsem, sen daha bir kaç saat önce gözlerimin içinde seni bırakıp gitmemem için yalvarandın…
Ben daha birkaç saat geçmişken seninle odamızın içinden ve kırmızı gözbebek tünellerimizden, yüreğine öyle muhtaç düşüyorum ki uçurumlardan; kimseye sesimi duyuramadan, bin parçaya bölünüyor bedenim…
Ya o sözlerin, yakarışın, canının yanması, ayak bileklerinin karıncalanıp şaha kalkması…
Gecenin bu saatinde seni kendime bile anlatamam; suskunluğum sonsuzluk kadar…














