Gözlerini düşlüyorum…Aklımda kaldığı kadarıyla; bilinçaltımda mavi, masmavi bir okyanusu andıran ve artık uyuyamadığı için yorgunluktan kirpikleri dahi bitap düşmüş, altları mosmor olmuş bir çift dalgın bakışı vardı…O zamanlar uykusuzluktan daha başka ne derdi varsa söylemeyebilirdi…Susardı hep…Sustu da… Her gün akşam bastırmadan... (Okumaya devam)
Çöllerin hicaz hüznüyle, gönlümüzü eğledik fasıllarda… Karartma sohbetlerini ağıtların, sazlarla ancak dağıtabilirdik. Olmadı… Dostların eskilerini de, aşkların eskimeyenlerini de hatırladık. Az kaldı canımız çıkacaktı hasretlikten, buzbeyazı kestik, içtiğimiz şarap gibi. Neşelenmedi masamız… Sapsarı çöl sıcağı da yoktu havada ammmaaa çöldeydik zaman zaman, ateşlerde yandık. Issızlıktan ürkmemiz gerekirdi, bana mısın demedik… Korkusuzca yalın vücut, çırıl ayak... (Okumaya devam)