Sekiz Kasım
Turuncu ve yalın
biraz da bulutlu bir ay çıkarması.
Gece, dünden kalma bir yalnız.
Koca şehir göçe kalkmış
ve milyonlarca insan. . .
İçinde sen var biraz da ben,
nefessiz iç çekişlerin. . .
Bu ezele dayanan yalnızlığımızı
birleştirsek bir kalemde
ve birleştiriveriyoruz utangaç gözleri önce.
Ellerin soğuk ve beyaz
alnımızda aşkın teri
geçmişe gömülmeye ne gerek var !
Gece, turuncu ve siyah
ve dudakların sanki gül kadar yasak. . .
Yeniden doğmak gibi
toprak korkusuz şafaklar
sonra tek bedende iki can
ellerin şimdi sıcak ve beyaz.
Mum ışığında titrek yüreğin
inanmamakla, inanmayı istememek arasında
mutlaka biraz fark var; ya da
aşkı istemek ve istememek gibi.
Gece, gittikçe mavi ve siyah
ve dudakların sanki gül kadar yasak. . .
Zaman ilerliyor dar bir patikadan,
gitmek istemiyorsun, biraz daha kal.
Uyku değil bu sarhoşluğun sebebi,
ellerin, göz ve dudağın,
dört bir yanın sıcak ve beyaz.
Sarılmak kadar candan,
gülüşmek kadar akıl işi
bir sır daha var;
susup gözlerinle konuşmak. . .
Gece,
sen gidince
siyah mı siyah;
ve dudakların sanki gül kadar yasak…















bir sır daha var;
susup gözlerinle konuşmak. . .
Muhteşemmm..
yüreğinize sağlık..