Kırık Aynalar
“Gözlerin, gelir geçer içimden, su içerken sen”
Yüzümü, gözlerimi yıkadığım aynanın önünde, teninin dahi dokunduğu gözlerim ıslak…
Yaşını başını alıp gitse de buralardan, içimdeki o heyecan sana ait ve seninle ilgili ama şimdilik tutsak…
“ve gözlerin gelir geçer içimden”
Evvel zaman içinde sana anlatmaya başladığım masalın içine almaya çalışmış olsam da seni, rüyaydın; kusursuzluğun değilmiş seni Binbir Gece Diyarı‘nda ulaşılmaz, yedi alemin, yeryüzünün ve gökyüzünün, şeyhin en güzel kızı yapan…
Kusursuzluğun değilmiş ya, kusursuzca işlediğin suçlarınmış. Acemiliğinse, hatalarına takabildiğin en zarif en paha biçilmez mücevhermiş…
Artık zaman geçmek bilmiyor…
“Bu da geçer, her sabah kanayacak değil ya?”
Ama üç gün, ama beş gün sonra biter hasretliğimiz…
Nasılsa öğrenecek zaman da yaşlanmayı…
Akrep yelkovanın hükmünde, yelkovan saniyelerin…
Saniye, dakika, saat, gün, hafta, aylar, seneler; işte hepsi zamanın boyunduruğunda…
Ama bugün maalesef kırık aynalara düşmek üzere…
Vakit kuşluk, ancak güneş tepeden de ötede…
Garipliğim sahipsiz bir türküye yenik. Ne yalnızlık, ne de yalnızlığın yandaşları, hiçkimse alnımdaki teri silemiyor. Soğuk terler sıcağa, sonra da kan kırmızısına dönüşüyor…
Günleri daha şimdiden eksilmeye başlayan zorunlu ayrılık zamanlarımız var. Her an birbirini kovalıyor ve uzaklık azalmaya başladı…
Yine de yaklaşan kuru fırtınanın zalimliğini hafifletecek hiçbir sebep yok…
Ama elimizden gelse ipini kendi elimizle çekeriz…
Her şeye rağmen zor günler bir bir azalıyor…
Kurulsa zamanın çarkı keşke gönlümüze göre…
Ancak çaresiz, elimizden gelen tek şey sevmek sevgiliyi, sorgusuz sualsiz ve ummak zamandan daha az zalimlik…
Gün şimdilik kırık aynalara düşse de…














