Havaya…

DENİZ KIZI ECLYSİA 

“Uzak okyanuslardan dönmüş bir gemidir şimdi zaman. Sessiz ve yorgun anılarıyla kıyıya kendini atmak istiyor. Ne kadar kussa da içi geçmiş yolcularını bir kalemde, anlatıp da bitiremediği bir hikayesi var gibi. . . Suskun sonbaharlarda özlenen yalnızlık duygularını kimse bilmese de o gemi biliyor. Ve bütün derdi tasası, tedirgin ikindileri terk etmek. İçinde, dışa vuramadığı sonsuzluk çığlığı sevdası, bir gölgesi bir kendi dans edip duruyor çalkantılarda. Ağzında ıslık yanığı türküsü, düşlerinde damla damla o deniz kızı. Tam da huzurlu uykuları, kuşkucu aşklara tercih etmişken. . . Birden, bir utangaç gülümseme, bakışları uzaklarda sessizleşen. . . Yaşamı ve denizi tekrar denemeye değer kılan çakıl taşı gözleriyle, bu dünyadan değil de sanki diğer yaşamlardan kopup gelmiş bir aşk-ı tutsak: Nisan balıkları daha piyasaya çıkmadan tükenmiş bunu deniz kızı nereden bilsin?  

 

Ağlarda yanık bir geçmişin kokusu

ağzında tütün aklında hüzün ,

ben deniz kızını seviyorum !” 

. . . yazıyordu elindeki kitabın ilk sayfasında. Yenilik sayılabilecek her ne gelirse aklına, yapmaya çalışıyordu. Aşk, kapıdaydı, yumrukluyordu var gücüyle. Ve haykırarak, geldiğini söylüyordu. Bense onu duymazlıktan geliyor, kulağımı ve kalbimi bambaşka eskiliklere çeviriyordum. Sustu. . . Sustu. . . Sustu. . .Sessizlik yalnızlıkla işbirliği yapıp dalıveriyordu ki kapının altından, işte bu sayfayı itti. Sonra aşk, çekip gitti. . .Korktuğumu birkaç saat sonra anladım, o zaten biliyordu. Sebepsiz başkaldırışlarım bir yana, soğukluklar ansızın sıcak nefeslere bıraktı yerini. Ancak onun kurabileceği bu cümleler karşısında terlememek elde değildi.

 

Çeyrek asırlık bir ömürde aşk kaç kere çalar ki insanın kapısını, ya da yarım asırlık bir zamanda? Başımızda eserken kavak yelleri, neden yanılgılara düştüğümüzü anlamak zor değil. Aşkı hem istiyor, hem de ondan eli sopalı bir öcüymüş gibi kaçıyoruz. Ve eğer o, bu kararsızlığımızı hissederse, işte asıl o zaman başlıyor uzak yakınlıklar. O zaman ben ve sen Deniz Kızı, bir ayrı düşüyoruz ki; okyanus diplerindeki ahtapotlar sarıyor kollarını vücuduma. Cesur değiliz ! Salkım saçak aşkı, korkularımızla korkutuyoruz.

Oysa ne kırılgan bir bahar dalıdır o, her santiminde yaşama sevdası yüklü taze taze. Nasıl bir coşkudur ki, bizi sardığı anda iki kişilik gezegenler oluşturuverir dünya üzerinde milyonlarca. Sanırsın ki aşkın herşeyi değiştirmeye gücü yeter, sanırsın ki aşk bambaşka yapıverir her seveni, ve inandırırsın ki kendini, aşk için ölmeye bile değer. . .           Yanılırsın be Deniz Kızı !

Ben şimdi böyle ürkek ve aşıkken, tedirgin dediğin ikindileri senin her gidişinle yüreğime kazırken, bir yağmur bulutu olup üzerine yağmak varken, sana aşık oldum be Deniz Kızı (!) diyebilmek varken, korkuyorsam; ne bizim sevdamız dünyayı yerinden sarsar, ne de yarın sabah sen boynuma atlayıp sarılırsın. Aşk, kapıyı çaldığıyla kalır, sen karşıma çıktığın o ilk günkü masumluğunla, yanaklarında aynı pembelik, bense bomboş yürekli bir evde tek başıma, fikrimde sen. . .

Ama öyle mi olacak? 

Çok geç değil, yakın günlerin birinde, dudaklarımdan dökülecek kelimelere ben bile şaşıracağım. Şimdi hafifçe esen meltem bedenini okşuyor, ya sonra? Aykırılık olsun diye değil ama, çılgınlığımı bağışla, seni kasırgaların kollarına atıp, oralardan kurtaracağım. Hissettiklerin, hissettiklerimle çakışmaya başladığı an, aşka kapıyı açacağım. . .

Göl kenarı sessizliklerini bozan iki dirhem bir çekirdek bakışın da olmasa yaşamımda,hani artık sıkça düşlemeye başladığım,sabahların neşesi bu kadar fazla olmayacak. Bir gün var, bir kapının ardında, açmaya hazır olduğumu belki sen benden daha iyi biliyorsun. Çıt kırıldım bir sevda olmayacağını sen de hissediyorsun. . .

Dün gece ilk defa rüyama girdin. Yüzün ve sadece gülümseyen gözlerin şu an aklımda. Gelip de gitmeyeceğin günleri düşlemek yerine, onları yaşamak istiyorum. Pembe utangaçlığını, gri ürkekliğime ortak edip yepyeni anılar üretmek düşüncesi var ya, işte o heyecanla kim bilir kaç milyon renk yaratırız. Ve bu renklerin gölgesindeki yaşanmışlıkları yıllar sonra hatırlar, yaşama yeniden başlarız. Birlikte her yeni gün, taze bir kan; yaşanan her zaman, doğa üstü güçler verir ikimize. 

Şimdiyse, saat gece. . . Yarın sabah ben, uzaklaşırken aşkımın olduğu şehirden, kanına kanımla, canına canımla yaklaşıyorum. İki elimde kızıl kanla kanayan iki meşale. Uyusam bile, ardımda kalan, aklımda kalan, aşk. . . Sen ! 

Bugün, birbirine uzak iki dost gibi, benden kaçırdığın bakışların, zaman öldürücü gardiyanlar gibiydi, beni öldürdü. Hem de birkaç metrekarelik bir alanda, ensemde nefesini duyarken, eminim senin de aklından başka birisi geçiyordu. Aklından başka birisi gelip, geçiyordu. Bu, ben değildim, biliyordum. Sen, asıl sen değildin. Sakladığın kişiliğinle artık sen, yepyeni bir aşk arıyordun, hissediyordum. İkimiz aynı arabada yol alırken, nereye olduğu değil, kiminle olduğu önemli, seni düşünüyordum. Ve sen de beni.

Başka birilerini düşünmekten artan zamanlarımızda, Deniz Kızı, sen ve ben, dün gece olduğu gibi, rüyalarda bir iki saniye buluşuyor, sonra da en uzak ayrılıkları, en aydınlık olması gereken sabahlarda yaşıyoruz. Yalnızsın, yalnızım. Aşıksın, aşığım. Gel desem, gelir misin? 

Bir bilsen beni, ne kadar uzun yollardan geldiğimi. Cam kesiği yaralardan sızan kan renginde ne kabuslar gördüğümü…Hiç işte, sensizlik hiç işte. Ne sen vardın bundan önce, sımsıcak bir çayı gözlerine kanarak içtiğim, buz gibi havayı tek sözüyle yakan, ne de bir anlam vardı her güne açılan gözlerimde, ve heyecan. . . 

Yoktun, niye? 

Biraz geciktin, ama olsun. . . 

Suskunsun, tedirginsin, saygılısın, korkulusun, biraz yalnız, çokça gururlusun. . . Dingin bir ruhun, hırslı duyguların var. herşeyin en iyisini istiyor yüreğin, sevdanın da. . . 

Sen, özgür olmalısın, okyanuslara aitsin. . .

Ben sana öyle aşık, sen bana öyle uzaksın, ama olsun. . . Bulutsuz bir gecede, yıldızlar durgun denizde oynaşırlarken, sana yakamozlardan bir kırmızı kadeh içki sunsam, sana aşık oldum be Deniz Kızı, gitme (!) desem, gider misin?. . . Var olamadığın salonda, seninle dans ediyordum. Farkettim. Işıkları söndürdüm. Kapı aralığından sızan güneşi yol sayarak, çıktım, gittim. . . Artık, kapı ardına kadar açık.  “Nisan balıkları piyasaya çıkmadan tükenmiş. . .Bunu Deniz Kızı’ndan başka kimse bilmezmiş ! Kaf Dağı misali, uzak ve masalsı diyarlarda, geminin döneceği günü beklemiş. . . Beklemiş. . . Beklemiş. . .           Şimdiye kadar…”‘Gökten bir elma düşmüş, tadından Adem ile Havva’nın yemeye kıyamadığı. Sonra bir tane daha elma düşmüş, bir tane daha, bir tane daha, bir daha. . . Ne duruyoruz, hadi yesek ya !Sanırım biz, aşkın tadına varamayacağız bu gidişle. Onlar ermiş muratlarına, bari biz de çıkalım kerevetlerine…’


ONCESISONRASI


Cevapla

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.