Günaydın…
Dün gece buz dengede ılık bir rüzgar sarmışken omuzlarından aşağısını rüya gördüğünü sandın…
Oysa sen hiçbir zaman güzel rüyalar göreceğine inanmazdın…
Bugün haftanın son günü…
Canımızın istediği her an her şekle bürünebilen birer yaratık olmayı isteyeceğimiz, bunun için canımızı bile verebileceğimiz bir gün…Böylece birlikte kaçıp uzaklaşmak bu tozlu ve et kokulu şehirden, hem de bir uçak olarak, ya da bir otobüs gibi tıngır mıngır yollarda süzülerek…
Yarın sabah uyandığımızda hangi kabuslarda yenilmek bilmez birer kahraman olduğumuzu hatırlarsak eğer, anlatırız birbirimize…Hangi ülkesine, hangi şehrine gitmiştik Dünyanın, bilin bakalım?
Düşünsene; bazen ben doğa üstü güçlere sahip bir kahraman, seni ağzı yangın kokan ejderhaların uçsuz bucaksız dağlardaki mağaralarından kurtarıyorumdur belki…Bundan belki birkaç yüzyıl öncesinde yaşayan Ortaçağ aşıklarıyızdır; üstü başı kirli olan, fakat yürekleri sevdadan ışıldayan…
Seni bütün gece kurtarıyorumdur, sabah olduğunda bir kere kurtarılmış oluyorsundur…
Masal gibi anlatarak düşlerimizi birbirimize, güne öyle uyanıyoruzdur…
Şimdi artık sabah…
Gün, perdemizin aralıklarından belinin kıvrımlarına yürümüş bile, hissediyoruz…
Gözlerimi açmadan önce sana parmak uçlarımla dokunmak ve yüzümü yaklaştırıp mis kokan tenini koklayarak yanımdaki aşık varlığını hissetmek hoşuma gidiyor…
Zaten bir an sonrası her ses ve renk değişiyor, gerçek yaşama, gerçek bir güne gözlerimi açıp, sabahın 7’sinde bal kokan dudaklarını tadıp, şeker gibi bir güne başlıyorum…
Dün gece üstüm açık mı kalmış, bacaklarıma kramp mı girmiş, kolumun üstüne ters mi yatmışım, ellerim mi uyuşmuş, bilemiyoruz…
Tek aklımıza gelen cümle şu: Günyadın Aşkım, Seni seviyorum…














