<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Su gibi Aşk, Hayal, Zaman... &#187; Selin Özgen</title>
	<atom:link href="http://www.su-gibi.com/category/yazar/selinozgen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.su-gibi.com</link>
	<description>aşk, hayal, zaman...</description>
	<lastBuildDate>Mon, 05 Jul 2010 18:39:58 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>Bu Çağda Yaşam</title>
		<link>http://www.su-gibi.com/bu-cagda-yasam/</link>
		<comments>http://www.su-gibi.com/bu-cagda-yasam/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2009 23:02:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HG</dc:creator>
				<category><![CDATA[Selin Özgen]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.su-gibi.com/?p=1885</guid>
		<description><![CDATA[Hayat yıllar geçtikçe zorlaşıyor. Başlangıçlar yapmak bir yana, başlangıçlar gelişim noktasına bile gelemiyor. Sadece başlangıç namına yapılan bir başlangıç ve hemen ardından bir son. İnsanlar hemen, her yerde, her an birbilerini bulsunlar diye sınırsız internet, wireless ağlar, ve cep telefonlarının etrafımızı sardığı bir çağda en uzağız birbirimizden. 
Artık, çalan telefonu yakalamak için ev kapısını açayım [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #464646;">Hayat yıllar geçtikçe zorlaşıyor. Başlangıçlar yapmak bir yana, başlangıçlar gelişim noktasına bile gelemiyor. Sadece başlangıç namına yapılan bir başlangıç ve hemen ardından bir son. İnsanlar hemen, her yerde, her an birbilerini bulsunlar diye sınırsız internet, wireless ağlar, ve cep telefonlarının etrafımızı sardığı bir çağda en uzağız birbirimizden. </span></p>
<p><span style="color: #464646;">Artık, çalan telefonu yakalamak için ev kapısını açayım derken heyecandan anahtarları karıştırdığımız ya da düşürdüğümüz zamanlar geride kaldı. Nasıl olsa ev telefonlarımızda “caller id” var… </span></p>
<p><span style="color: #464646;">Cevapsız çağrılarla dolu cep telefonlarımız. Sonu getirmek çok kolay anlayacağınız. Yaşanacakları mı tükettik, yoksa asıl yaşanması gerekenler için sabrımız mı yok artık. Herşeyin çok kolay elde edilebilir olduğu bir çağda, tek amacımız elde etmek oldu, elde tutmak değil. Yenisi nasıl olsa çok kolay. Eşyanın da insanın da yenisi çok kolay. Zamanın herşeyin ilacı olduğunu öğrendik. Arabalarımız kaskolu, evimiz sigortalı. Allah muhafaza bir şey olsa “eşdeğer”ini verir sigorta şirketi. Tüm hayatımız böyle oldu. </span></p>
<p><span style="color: #464646;">Arkadaşlıklarımız zaten bozulacak kadar sürmüyor. Dostluklara gelince; bilmem ki kaç kişi kaldı dostumuz diyebileceğimiz? Facebook aracılığı ile bulduğumuz eski dostlardan kaçı hala “dost”? Bizde dost olabilecek yürek kaldı mı ki başkalarından dost olmalarını bekliyoruz? Çocukken ne düşünürdük, büyüdük kendimizi nasıl bir dünya içinde bulduk? </span></p>
<p><span style="color: #464646;">Aslında biz yarattık bu geleceği kendimize; ama bu yeni “şimdi” ile nasıl başa çıkacağımızı hiç bilemiyoruz. Sanırım bizim neslimiz yaşlanmayacak; ya dünyanın sonu bu çağda gelecek ve herkesin cesedi genç olacak, ya da sonsuz gençliğin sırrı bu nesilde çözülecek. Ya da yaşlılara sunulan sağlık ve bakım hizmetleri sektöründe bir patlama yaşanacak. Bu kadar yalnız insan nasıl yaşlanır bilemiyorum. Beni kesin kedilerim yer. Çoğu insan bir yerlerde tek başına “komşularının duyduğu koku” üzerine bulunacak heralde. İnsanların gençken yatırım yaptıkları en büyük şey olan ilişkiye hiç kimsenin yatırım yapmadığı bu zamanda yaşayan insanlar yaşlanınca çok yalnız olacaklar. </span></p>
<p><span style="color: #464646;">Selin Özgen<br />
3 Mayıs 2009 </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.su-gibi.com/bu-cagda-yasam/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İstemek</title>
		<link>http://www.su-gibi.com/istemek/</link>
		<comments>http://www.su-gibi.com/istemek/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Jun 2009 07:55:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HG</dc:creator>
				<category><![CDATA[Selin Özgen]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.su-gibi.com/?p=1747</guid>
		<description><![CDATA[İstemek&#8230;
İstemek ne demek?
İstedim, ama olmadı&#8230; demek ki gerçekten istememişim&#8230; Bir şeyi gerçekten istemek ne demek? İnsan nasıl olur da bir şeyi ister ama aslında gerçekten istemediği için olmaz?
Bugün sabah radyoda “gerçekten istemek” üzerine bir monolog dinledim. “Bir şeyi gerçekten istemek demek, onu herşeyden çok istemek, yaşamak için istemek, uğruna ölecek kadar istemek demektir”. Düşündüm. Hayatımda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #464646;">İstemek&#8230;<br />
İstemek ne demek?<br />
İstedim, ama olmadı&#8230; demek ki gerçekten istememişim&#8230; Bir şeyi gerçekten istemek ne demek? İnsan nasıl olur da bir şeyi ister ama aslında gerçekten istemediği için olmaz?</span></p>
<p><span style="color: #464646;">Bugün sabah radyoda “gerçekten istemek” üzerine bir monolog dinledim. “Bir şeyi gerçekten istemek demek, onu herşeyden çok istemek, yaşamak için istemek, uğruna ölecek kadar istemek demektir”. Düşündüm. Hayatımda neyi istediysem gerçekten, oldu; yaptım. Hemen aklım aşka kaydı tabii&#8230;O zaman aşkı gerçekten istemiyor muyum? Uğruna gözlerimi karartacak, “istediğim olmazsa yaşamışım yaşamamışım fark etmez!” dedirtecek kadar istememiş miyim? Ya da istemişim, elde etmişim de, sürmesini mi gerçekten istememişim..?</span></p>
<p><span style="color: #464646;">Aslında, bu sorunun cevabını biliyorum sanırım. İstiyorum, ama hep koşullu istiyorum. “Her ne olursa olsun, en saf hali ile, olduğu gibi aşkı istiyorum ben” demiyorum. Kıvılcımlar olsun, saygı olsun, dostluk olsun, huzur olsun, ten tene yakın olsun, özlem olsun, tutku olsun, özgürlük olsun, kopmaz bir bağ olsun, tembel Pazar öğleden sonraları olsun, kavurucu olsun, uzun sohbetler, tartışmalar olsun, ama mümkünse kavga olmasın, gözyaşı olmasın, şöyle olsun böyle olmasın diye diye istiyorum. Tenimi çekeni, tenine değdiğimde ateş gibi beni yakanı buldum, ama saygıyı bulamayınca, “yok bu değil” dedim. Saygıyı bulup uzun sohbetleri ve dostluk bulamayınca vazgeçtim. Dostluk bulup özlem bulamayınca, “bir şeyler eksik” deyip yine vazgeçtim. Özlemi bulup bu sefer huzur bulamayınca, “yok bu da değil, bir şeyler ters” dedim.. Artık aşk da şaşırdı!.. </span></p>
<p><span style="color: #464646;">Kalbimde, aklımda, hayallerimde ne var ne yok vereceğim, kendimi bulup yeniden içinde yitireceğim bir aşk istemem lazım o zaman. Ama olur da istediğimi elde edersem, bünyem artık kaldırabilir mi böylesi vurulmayı? Aşk acısız olmaz&#8230; aşkı biraz yalpalasam da kaldırırım belki ama, acıyı dindirecek zamanı ve sonrasında yine yola devam edecek gücü bulabilir miyim acaba? Sanırım onun için uzun zamandır aşkı kıyısından köşesinden istemiş durmuşum&#8230; Zaman zaman istemişim olduğu gibi gelmesini, ama asla gelmesini sağlayacak kadar uzun çekmemişim kendime aşkı. Pes edivermişim, “yok zaten” diye. Asıl soru: Şimdi, kendimden bile daha çok seveceğim, benliğimi mutlak teslimiyete sürükleyecek bir aşk istiyor muyum gerçekten?</span></p>
<p><span style="color: #464646;">Bu kadar zamandır yaşananlardan, hüzünlerden, hayal kırıklıklarından sonra insanın, tüm büyüsü ve insana hükmeden gücü ile aşkı yeniden hissetmesinin mümkün olmadığını düşünüyordum. Ama belki de aslında insan, artık kendisi güçsüz olduğu, kendini hayatta kalmak ve devam etmek adına nasırlaştırdığı için zaten aşkı o şekilde istemiyor. Karşımıza hep aşkın sahte, geçici, ve eksik suretleri çıkıyor. Ama, bir kez aşkı tadan, “bir bütün” olabilmiş olan biliyor bir yerlerde bir şeylerin tam olmadığını; yetinemiyor karşısına çıkanlarla. Asıl istediğimize gücümüz yetmeyecek korkusu bizi yiyip bitirirken gücümüzün yettikleri ile mutsuz oluyoruz. Asıl ikilem bu. </span></p>
<p><span style="color: #464646;">Gerçi, bu ikilem de aşksızlıktan kaynaklanıyor belki de, çünkü aşk çoktan beni ele geçirmiş olsaydı, bu ikilemler aklımının ucundan bile geçmezdi; iskelenin yakınlarında sivri bir kaya var mı diye bakmadan çoktan balıklama atlamıştım mavi sulara&#8230; </span></p>
<p><span style="color: #464646;">02 Haziran 2009<br />
Selin</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.su-gibi.com/istemek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Rota</title>
		<link>http://www.su-gibi.com/rota/</link>
		<comments>http://www.su-gibi.com/rota/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2009 21:37:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HG</dc:creator>
				<category><![CDATA[Selin Özgen]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.su-gibi.com/?p=1734</guid>
		<description><![CDATA[Yarın sabah uyandığımda, eğer gece deprem olmamışsa, evimi sel basmamışsa, evime hırsız girmemişse, neden uyanmam ve giyinip işe gitmem gerektiğini bilmemi sağlayacak bir rotam olmalı. Sabah duş alırken ayağım kayıp düşmezse, apartmandan çıkarken en son kattaki komuşunun balkon parmaklıklarına eğreti tutturulmuş 10 kiloluk saksısı başıma düşmeden arabama binebilir, kaza yapmadan işime gidebilirsem günün sıkıcı, boğucu, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #464646;">Yarın sabah uyandığımda, eğer gece deprem olmamışsa, evimi sel basmamışsa, evime hırsız girmemişse, neden uyanmam ve giyinip işe gitmem gerektiğini bilmemi sağlayacak bir rotam olmalı. Sabah duş alırken ayağım kayıp düşmezse, apartmandan çıkarken en son kattaki komuşunun balkon parmaklıklarına eğreti tutturulmuş 10 kiloluk saksısı başıma düşmeden arabama binebilir, kaza yapmadan işime gidebilirsem günün sıkıcı, boğucu, çıldırtıcı, dayanılmaz anlarına neden katlandığımı bana hatırlatacak, hayatı, tüm saçmalıkları ile benim için anlamlı kılacak bir rotam olmalı. En güç anlarda rotanın gösterdiği yolun sonunda varmayı hayal ettiğim her ne ise bana destek olmalı ve içten içe yüzüme bir gülümseme yayılmalı. Akşam yorgun ve bitkin eve döndüğümde, neden biraz spor yapmam, yemek hazırlamam, evi toplamam, bir sonraki güne zinde uyanmam; diğer bir deyişle, neden biraları ardı ardına yuvarlarken boş boş televizyona bakmamam, kendime daha faydalı olmak için kendimi motive etmem gerektiğini bilmem gerek. Aynı şekilde, bir sonraki gün, bir yerimde bir tümör bulunup da kanser teşhisi konulmazsa, neden geleceği düşünmem gerektiğini bilmem için, beni geleceğe götürecek bir rotam olmalı. </span></p>
<p><span style="color: #464646;">Rotam olmazsa ayıkmışım sarhoşmuşum, onunlaymışım ya da bununlaymışım, tatildeymişim işe gitmişim&#8230; fark etmez ki! Her gün aldığım kararların doğruluğunu, geçerliliğini kendime nasıl ve neye göre ispat ederim? Rotam olmazsa, kendim için hedefler belirlemezsem, nasıl tartabilirim karşılaştığım fırsatları, önüme çıkan yol ayrımlarında yaptığım seçimleri, yolumun kesiştiği insanları?</span></p>
<p><span style="color: #464646;">Ama her sabah da yeniden çizilmez hayat rotası&#8230; Zaten, mevcut hali ile tüm olasılıkları kapsar; olasılıkların her birinin gerçekleşmesi halinde rotada yapılacak değişiklikler de bellidir az çok, önceden olabildiğince düşünülmüş, esneklik payı bırakılmıştır. </span></p>
<p><span style="color: #464646;">Asıl önemli olan rotası çizilen yolculuğun kaç kişilik olduğu. Bir kişilik bir rota çok zor iki kişilik bir rotaya, ve aynı şekilde, iki kişilik bir rota çok acılı bir süreçten sonra tek kişilik bir rotaya çevrilebilir&#8230; Onun için bilmem gerek&#8230; sen hayatıma girdiğinden beri, kendi rotamda yürümeyi durdurdum&#8230; ya sen? Sen kendi rotanda ilerlemeye devam ediyor musun, yoksa sen de mi aslında durakaldın? Ben, sabahları rotasız uyanmaktan yoruldum. Yelkenleri indirdim, bekliyorum. Ne de güzel rüzgarlar esiyor bu aralar; bir bilebilsem ne tarafa yol alacağımı, açacağım yelkenleri, alacağım rüzgarı arkama ve kendi ufkuma doğru yol alacağım. Ama bir yola çıkarsam, bir daha nereye demirlediğimi bulamamaktan korkuyorum. Onun için bekliyorum şimdilik. Denizin ortasında susuzluk gibi bu bekleyiş&#8230; beklemek kurutuyor insanı&#8230; bir an önce belirlemeli rotayı. Eskiden olsa, beklerdim dudaklarım çatlayıncaya, gözümün gördüğü her şey bulanıklaşıncaya kadar.. sonra bedenimin susuzluğa yenik düşmesine ramak kala, kalbimin beklediği değil, ama elinde bir damla su ile birileri çıkar gelir, ve yardımıma yetişen bu adam kahramanım olur, ben de bir süre gemimi onun sularında yüzdürmeye gönülden razı olurdum&#8230; ama artık, biliyorum o sığ suları&#8230; susuzluktan kuruyup gitmektense ben, bir gün sabah erkenden, esen rüzgarları arkama alıp yola çıkarım kendi rotamın izinden, derin sulara doğru&#8230; </span></p>
<p><span style="color: #464646;">02 Haziran 2009</span></p>
<p><span style="color: #464646;">Selin</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.su-gibi.com/rota/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>3S</title>
		<link>http://www.su-gibi.com/3s/</link>
		<comments>http://www.su-gibi.com/3s/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 May 2009 13:35:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HG</dc:creator>
				<category><![CDATA[Selin Özgen]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.su-gibi.com/?p=1700</guid>
		<description><![CDATA[Sorular, Sorgulamalar&#8230;
Arkadaşlık ile dostluk arasındaki sınır nerede başlıyor nerede bitiyor? Nerden sonra bir insan arkadaşınız değil de dostunuz oluyor? Dostluk nerede bitiyor ve bencillik nerede başlıyor? Daha erken bencillik emareleri belirirse karşımızdaki dost değil arkadaş mı olmuş oluyor yoksa biz mi bencil oluyoruz? 
Sonuna kadar sorgusuz sualsiz vericilik yaşla birlikte gelişen toleranssızlık ve inançsızlık yüzünden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #464646;">Sorular, Sorgulamalar&#8230;</span></p>
<p><span style="color: #464646;">Arkadaşlık ile dostluk arasındaki sınır nerede başlıyor nerede bitiyor? Nerden sonra bir insan arkadaşınız değil de dostunuz oluyor? Dostluk nerede bitiyor ve bencillik nerede başlıyor? Daha erken bencillik emareleri belirirse karşımızdaki dost değil arkadaş mı olmuş oluyor yoksa biz mi bencil oluyoruz? </span></p>
<p><span style="color: #464646;">Sonuna kadar sorgusuz sualsiz vericilik yaşla birlikte gelişen toleranssızlık ve inançsızlık yüzünden mi yoksa bencillikten mi yok oluyor? Kötü gün dostluğu kendimizi “iyi insan” hissetmek için yarattığımız bir olgu mu? Kişinin kendisi de derinlerde bir yerde yolunu kaybetmişken “kötü gün” dostluğu yapacak gücü yokken bencil mi olmuş oluyor yoksa sadece insan mı? Dostluk da, sonsuza dek süren peri masalı misali aşklar gibi insanların beyinlerinde bu dünyanın yansımaları ile yarattığı paralel evren olguları mı? </span></p>
<p><span style="color: #464646;">Nereye kadar verebilir bir insan? Aynı zamanda kaç kişiye birden arkadaş, dost, eş, kardeş, patron, çalışan, vb. olabilir? İnsanın hayatında bu oyuncuların sayısı arttıkça, her birine verilen enerji de kalitesizleşir mi? Mantıken, bir akış olması gerekir. Bir “girdi”ye karşılık bir “çıktı”. Çıktıların çok olduğu girdilerin ise yetersiz kaldığı zamanlarda nasıl dengelenir insanın içi? Sevilmeden sevme kabiliyetine sahip olabilir mi insan? Dostu olmadan dost olabilir mi?</span></p>
<p><span style="color: #464646;">Hayat herkese ağır geliyor ise, neden kendimizi değiştirmek yerine hayatı değiştirmiyoruz? Daha çok stresi kaldırabilecek şekilde kendimizi yapılandırmadan önce neden stresi yaratan bizlere müdahale etmiyoruz? Neden kendi yarattığımız çıkmazların içinde çaresizleşiyoruz? Biz yaratmadık mı zaten o girdabı ya da yaratılmasına zamanında göz yummadık mı? Bilmiyor muyduk bu ihtimali? Gerçekleri kabul etmek bu kadar mı zor insan hayatında? Hayat bu kadar mı zor ki herkes gerçeği kabul etmektense hayal dünyasının olgularında yaşamayı, beyninin içinde bir yerde bir şeyi bahane edip ona sinirlenmeyi ya da orada bir hayali sevmeyi ya da asla dönmeyecek olan, dönse de aslında mutlu olmayacğını bildiği bir aşka özlem duymayı yeğliyor? Hiç kimseyi işaret etmeden, hiçbir sebep göstermeden “Terkedildim”, “İhanet edildim” ya da “Ben hata yaptım” demek bu kadar mı zor? </span></p>
<p><span style="color: #464646;">Açıkça kendimizi ortaya koyduğumuzda mı yoksa, karşımızdakinin gerçekleri hazmetme gücüne bağlı olarak, paralel hayal evrenindeki oyunun kurallarını oynamaya devam edersek mi dostluğumuz perçinlenir? “Dost acı söyler”se, dostu kalır mı? Kalmasa da umrunda olmalı mıdır? İnsan inandığı uğruna yalnız da kalabilir mi yoksa, yalnızlık yerine hayaline en yakın olan suretlerle idare mi eder aslında? Hep kendi sesimizi duymak için mi konuşuyoruz gerçekten? “Girdi”lerden sadece kafamızda kurduğumuz “gerçeklik” hayali ile uyumlu olanları alıp diğerlerini çöpe mi atıyoruz? Tüm herşeyi biz mi uyduruyoruz? </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.su-gibi.com/3s/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Benim Rüzgarlarım</title>
		<link>http://www.su-gibi.com/benim-ruzgarlarim/</link>
		<comments>http://www.su-gibi.com/benim-ruzgarlarim/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 May 2009 05:57:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HG</dc:creator>
				<category><![CDATA[Selin Özgen]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>
		<category><![CDATA[İzmir]]></category>
		<category><![CDATA[Toroslar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.su-gibi.com/?p=1671</guid>
		<description><![CDATA[
Bugün şehrin bağrında benim rüzgarlarım esiyor. Estikçe aklımı kıyılarıma götüren, mis gibi deniz kokusu taşıyan, saçımı başımı birbirine katarken içimdeki özgürlük duygusunu uyandıran yumuşacık, ılık ılık ama bir o kadar da baştan çıkarıcı rüzgarlarım esiyor. 
Ne kış vakti Torosların üzerini örten beyaz tabakanın etkisiyle estiğinde buz gibi kesen kuzey rüzgarları, ne limonata gibi havalar, ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #464646;"><br />
Bugün şehrin bağrında benim rüzgarlarım esiyor. Estikçe aklımı kıyılarıma götüren, mis gibi deniz kokusu taşıyan, saçımı başımı birbirine katarken içimdeki özgürlük duygusunu uyandıran yumuşacık, ılık ılık ama bir o kadar da baştan çıkarıcı rüzgarlarım esiyor. </span></p>
<p><span style="color: #464646;">Ne kış vakti Torosların üzerini örten beyaz tabakanın etkisiyle estiğinde buz gibi kesen kuzey rüzgarları, ne limonata gibi havalar, ne kavuran çöl sıcaklarını getiren rüzgarlar beni bu hale getiriyor.<br />
Sanki hatıralarım uçuşuyor havada, sarhoş oluyorum. Evimden uzakta bu rüzgarı kokladığım seferler ve yerler aklıma geliyor. Ne garip, basit bir hava akımı, tıpkı kokular gibi, insanı nasıl da zamanın içinde bir o ana bir bu ana savurabiliyor! </span></p>
<p><span style="color: #464646;">Kıyılarıma geri dönmek benim için kavuşulamayacak bir sevgili gibi. Hem içim acıyor özlemle, hem de evimi bu kadar yakınıma getirdiği için rüzgarlarıma teşekkür ediyorum. Bu günlerde bir yandan da çok ama çok sinirli oluyorum; geri dönmektense, özlemeyi tercih ettiğim için… Yerinde bu rüzgarları koklamadığım için… Ulaşamamayı yeğlediğim için… </span></p>
<p><span style="color: #464646;">Belki, gerçek sevgiliyi de bulmak veya istemek veya yaşayabilmek de bunun gibi birşey. Insan, hayat onu yarı yolda bıraktığı zaman ona her zaman umut verecek, hayal ettiğinde özlemini duyacak sevgilisine ulaşmamayı tercih ediyor. Belki onu da sıradanlaştırmamak için, belki de kendini mutlu etmek için elinde her zaman kalacak olan son kozu da kaybetmemek için… Özlemi duyulan, hayali kurulan yerler, aşklar, duygular zamanla insanın aklında mükemmelleşiyor, yaşandığında ise ister istemez tükeniyorlar. </span></p>
<p><span style="color: #464646;">Onun için belki de özlemeyi tercih ediyorum. Hayalimdeki duyguların suretleri ile, bir gün geri döneceğim yerlerin benzerleri ile kendimi avutuyorum. Şu anda hala elimi attığım her şey tükeniyor. Her şeye ve herkese, ama en önemlisi, kendime rağmen tüketmemeyi öğrenene kadar ben özlemeyi tercih edeceğim ve bu rüzgarlar da benim için esmeye devam edecek&#8230; </span></p>
<p><span style="color: #464646;">27 Mayıs 2009</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.su-gibi.com/benim-ruzgarlarim/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaş 32</title>
		<link>http://www.su-gibi.com/yas-32/</link>
		<comments>http://www.su-gibi.com/yas-32/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 11 May 2009 18:43:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Selin Özgen]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.su-gibi.com/?p=1283</guid>
		<description><![CDATA[ 
Yaş 32…
Geriye dönüp baktığımda hatırladığım şeyler ne?
Kronolojik olarak; lisedeyken yazın kumsalda denizin üzerinden güneşin batışını izlediğim bir akşamüstü…
Lisede ilk defa bir kız arkadaşımın evinde kaldığım geceyi sabahlayarak geçirmemiz ve balkonda ünlü insanların sözlerini içeren bir kitaptan birbirimize sözler okuyarak düşüncelerimizi paylaşırken, hayatın uykudan uyanışını seyretmemiz; nasıl her şeyin iki dakika içinde değiştiğini ve sokakların sanki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><span style="color: #000000;">Yaş 32…<br />
Geriye dönüp baktığımda hatırladığım şeyler ne?<br />
Kronolojik olarak; lisedeyken yazın kumsalda denizin üzerinden güneşin batışını izlediğim bir akşamüstü…<br />
Lisede ilk defa bir kız arkadaşımın evinde kaldığım geceyi sabahlayarak geçirmemiz ve balkonda ünlü insanların sözlerini içeren bir kitaptan birbirimize sözler okuyarak düşüncelerimizi paylaşırken, hayatın uykudan uyanışını seyretmemiz; nasıl her şeyin iki dakika içinde değiştiğini ve sokakların sanki hiç boş olmamışçasına dolduğuna ilk defa şahit olduğum ve buna aşık olduğum o muhteşem sabah…<br />
Bir zamanlar evli olduğum adamın beni bir gün sokak kapısının kilitlerini değiştirerek iki günlük eşya ile sokakta bırakması… sabah saat 7’de elimde bir tabak salatalık ve bir duble rakı ile deniz kıyısına gidip oturduğum ve keyifle rakımı içtiğim sabah (sabah sağlık için yürüyüşe çıkanların hayret dolu, yarı gülümseme ve yarı ayıplama dolu bakışları… ), iki dakikada karar verip hayalimdeki arabayı aldığım gün…<br />
Saat beş buçukta evden çıkıp basıp denizi koklamaya gittiğim sabah…<br />
Biraz daha zorlayınca anılarımı; hayatımda kansere kaybettiğim insanlar, hayatıma giren ve hayatımda yer eden insanlar…<br />
Kardeşlerim, onların gülüşleri, üzüntüleri…<br />
Ekol olan annem… bir başka ekol olan anneannem…<br />
Daha da bir başka ekol olan babam…<br />
Kedilerimin sıcacık yanıma yatıp mırlamaları…<br />
Tüm bu insanlarla paylaştığım zamanlara ait kareler…<br />
Uzun çeviri geceleri…<br />
Kendi kendime konuşmalarım; mutluluklarım, kaybedişlerim, üzüntülerim..<br />
Ama şanslıyım ki asla yapamadıklarım değil…<br />
Vazgeçtiklerim, evet var…<br />
Pişmanlıklarım, evet onlar da var, ama henüz yapamadıklarım yok…<br />
Ama ne kadar zorlarsam zorlayayım aklıma ne iş geliyor, ne unvan, ne para…Hayalim olan özgürlük aracım, arabam dışında…<br />
Hayatımda maddi olup da kendimle özdeşleştirdiğim başka bir nesne yok… bir de evim olacak maddi olup da kendimle özdeşleştireceğim…Henüz almadım; daha onun pişmesi lazım…Bir gün o karşıma çıkacak… zamanından önce değil&#8230;Benim için tam doğru zamanda…Kiralık çok evde oturdum; onların hepsi hazırlıktı benim evime…Nasıl bir evde oturmak istediğimi, penceresinden bakınca nasıl bir manzara görmek istediğimi, içinde nelerin olmasını istediğimi anlamam için yaşadığım mekanlar… </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Hissederek yaşamak isteyenlerdenim ben…<br />
Öldürücü sıcaklıkta geçen bir yazdan sonra Eylülde esen ilk serin rüzgarın güzelliği gibi olmalı her şey…<br />
Yalnızlık olmazsa aşk da bu kadar güzel olmaz…<br />
Hüzün olmazsa, mutluluğun değeri çıkmaz…<br />
Çalışmak olmasa yorgunluktan ölünceye kadar Cuma akşamının keyfi hiç olmaz&#8230;<br />
Sanırım ölüm olmasa, hayatın da anlamı kalmaz…Ama iyi bir şey değil bu kadar hissetmek, özümsemeyi istemek…Hatta işin en kötüsü yalnızken de hissedebilmek ve yine de yola devam edebilmek…<br />
Yine de yüzünü güneşe dönebilmek…Yine de rüzgarın keyfini sürebilmek… Önemli olan bunları gerçekten paylaşabilmek…</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Collective Soul- Georgia Girl </span></p>
<p><span style="color: #000000;">3 Ekim 2008</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.su-gibi.com/yas-32/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bugüncü Aşk</title>
		<link>http://www.su-gibi.com/buguncu-ask/</link>
		<comments>http://www.su-gibi.com/buguncu-ask/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 05 May 2009 22:11:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Selin Özgen]]></category>
		<category><![CDATA[yazar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.su-gibi.com/?p=1237</guid>
		<description><![CDATA[Aşk…Uzun zamandır üzerinde düşünmediğim bir kavram…Dün gece internette dolaşırken aşka aşık bir insanın güncesi olan bir siteyle tanıştığımdan beri kurcalıyor aklımı&#8230; Aşk filozofluğu yapası geliyor insanın…
Aşk…Dünyanın en sarhoş edici, en büyüleyici ve bir o kadar da yok edici, tehlikeli ve egoist duygusu…Aşk insanın hayatına girmeye görsün… Her aşık olan “aşkı bulduğu”, yani “aşkı elinde tutabileceği” [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #000000;">Aşk…Uzun zamandır üzerinde düşünmediğim bir kavram…Dün gece internette dolaşırken aşka aşık bir insanın güncesi olan bir siteyle tanıştığımdan beri kurcalıyor aklımı&#8230; Aşk filozofluğu yapası geliyor insanın…</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Aşk…Dünyanın en sarhoş edici, en büyüleyici ve bir o kadar da yok edici, tehlikeli ve egoist duygusu…Aşk insanın hayatına girmeye görsün… Her aşık olan “aşkı bulduğu”, yani “aşkı elinde tutabileceği” yanılgısına düşer…Aşk ise deniz gibidir… Denizin çarşaf gibi insanın ayaklarına serildiği günlerde, aynı denizin köpürdüğünü yakıp yıktığını hayal bile etmek olanaksızdır sanki&#8230;Denizlerin hakimi olamayacağı gibi,  aşkı da elinde tutabilen görülmemiştir… </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Aşkın kölesi olan çoktur, ama aşkın efendisi yoktur…Aşk pervasız ve bencil hissettirir insanı…Sanki daha önce ölüymüş de, aşk onu diriltmiş gibi gelir… Çok “kandırıkçıdır”(!) aşk…Sıkılıp gittiğinde ise, geride hiçbir şey, hatta bazen tutunacak incecik bir dal bile bırakmaz… </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Aşk tam bir zihinsel afyondur… Aşka bağımlı olanın, aşka açlığından kurtulması, afyondan kurtulmak (ya da kurtulamamak) gibi bir şeydir…</span></p>
<p><span style="color: #000000;">İnsanı alır her şeyden uzaklaştırır, ekleyeceğine götürür, inşa edeceğine var olanları yıkar; çünkü, bir tek kendisi var olmak ister; bencilliği de buradan gelir&#8230;Başka hiçbir duyguya, olguya tahammülü yoktur aşkın…Ama nasıl deniz, zamanı geldiğinde, fırtınalara gömülecekse, üzerinde altında, sağında solunda ne varsa üzerinden silkeleyip atacak, silip süpürecekse, aşk da aşık olanı üzerinden atıp gidecektir&#8230;Sanki, hiç gelmemiş gibi gidecektir hem de…Ardında eskisinden de büyük, aç bir boşluk bırakarak gidecektir… Aşkın döngüsüdür bu… </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Bana sorsalar, sevgi derim…Sevgi ekler, sevgi inşa eder, sevgi dışarıdan biraz sıkıcı gibi görünebilse de içinde inanılmaz incelikler, güzellikler ve büyüler barındırır&#8230; aşkın kaprislerinden, egoistliklerinden, bencilliklerinden, şıpsevdiciliklerinden uzaktır…</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Sevgi hayata daha çok yakışır…Hayatı anlayabilmek sevgiden, sevebilmek hayatı anlamaktan geçer…Sevgi bambaşka bir sanattır…Sevgi de, bir müzik aleti çalmak gibi, inanılmaz yoğun ve devamlı emek ve çalışma gerektirir…Biraz uzaklaşırsan sana küsüverir…Duyguların hepsini barındırmak gerekir ortaya sevginin çıkabilmesi için…Her nasıl sadece Fur Elise çalabilen biri piyanist değilse, sadece bir duyguda ustalaşmış olmak yetmez sevgi için…Onun için de herkesin harcı değildir böyle bir kendini adamışlık…</span></p>
<p><span style="color: #000000;">Herkes aşık olur…Gerçekten de olur…5 yaşındaki çocuğun aşkı da gerçek aşktır, 20 yaşındaki çobanın da aşkı aşktır, 30 yaşındaki şehir kadınınınki de&#8230;Ama herkes gerçekten sevemez… </span></p>
<p><span style="color: #000000;">Hayat bir tek bugün, bir tek gençken, bir tek güzelken değil ne yazık ki…Aşk insanı “bugüncü” yapar, sevgi ise “her zamancı”… </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.su-gibi.com/buguncu-ask/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
