Çaldın kapıyı ansızın, girdin içeri ve sordun : “Güneşe ne kadar bakabilirsin, çırılçıplak gözlerinle?” Ağustostu, gündüzler kısalıyordu, alnında sabaha karşı ilk sevişmenin tuzu hala sırılsıklam duruyordu… Gölgelerimiz uzarken, herhangi bir denizin kenarında çok çabuk akşam oluyordu… Geceye ve yine birleşmeye az kalıyordu… Zaman ölüyordu… Aşkın... (Okumaya devam)
Altı Temmuz İkibinAltı… Kırk kere Maşallah günü böyle doğuşuna elimiz el, gözümüz göz bin kere şanslıyız kalbimiz yürek aklımızda kana suskun aşk… Şimdi bir eski şarkının güftesi inliyor ardımızda onlarca sevildiğini sanan kız bu saatler biraz hırçın geçiyor şimdi hatırlanan o şarkının bestesi hırsız yüreğini kaptırdın ya meçhule buna... (Okumaya devam)
Ağlarsan ağlarsın gözyaşını içerim kanarak… Unutmuşluk sevdaysa sevdadır çoktur sadece ve tükenmek üzere… Akşam işte şimdi akşam evlerde soluksuz ninniler sıkılırsan özleyebilirsin gözlerin nereye akar kime… Hayalin gelir aslın geçer düşlerimden ben sana susamışım sana yanmışım yanılmışım bu yaz ikindisinde dişi köpekler oynaşıyor dışarda… sofra kuruluyor telaşla beyaz peynir ve kavun kokusuna ancak rakı yakışır sen ağlarsın ben gözyaşını... (Okumaya devam)
Sevgilim susamışsın gözyaşının acı tadını alır biraz su iç… Bir çift martı geçiyor yüreğimizden Galata Kulesi’nde birkaç fotoğraf karesi bu alnımıza yazılan korkak bir veda busesi… Sevgilim bilmezdik biz hiç en büyük aşk bir sevişme ertesinde susarmış… Ne çığlıkların ne gözlerin biraz da pişmanlık hep böyle olurmuş… Sevgilim güzel olan herşey kötü bitermiş,yoksa bitmezmiş… Şimdi ağlasan haykırsan çare yok... (Okumaya devam)
uykusuzluk kalmazdı yalnızlık yaşamasaydı şehirde aşk akıyor kırlangıç gözlerinden bu yaz sıcak değil sanki cehennem henüz güneş doğmadı bile çığlık çığlığa bir sohbet bu kuşlar geçen seneki yavrular… artık boğazından rüzgar geçmiyor ikindi sohbetleri donuk sonrasında beş çayı neye yarar likör tadından daha keskin bir öpüşmekten daha sulu unutulmuşluk hep var kalmazdı... (Okumaya devam)
Deniz mavi gözlerin aynı tenin beyaz İki dişin arasında göğüslerin mora çalar Sen o ilk seviştiğimiz tarihi üst köşeye yaz Bakarsın telefon tellerinde unutulur sesim Birkaç papatya falı kadar sıradan Tüketilen son iki gün önünde susturulmuş. . . Daha dünden önce dolu bir ayda Sırtındaki ter... (Okumaya devam)
dut ağacının altında kulağında kumruların duası tahta masada sessizliğin şarkısı bir gül kuruyor dillerimizde sarı mı sarı aşktan geriye kalan yine aşk şimdi biz ayrıldık mı hani nerde gökkuşağı hadi bakalım artık mutlu muyuz yollar sabahları çok uzar yalnızlığa açılan son bir perde kalmıştır oyunda herhangi bir gölge değil dut ağacının altındayız elindeki çiçek... (Okumaya devam)