Karabiga, Çanakkale
ÖİV
Cep telefonu faturam elime ulaştığında hem faturayı hem de cep telefonumu sülfirik asitin içine atıp eritmek geliyor içimden! Sizi bilmem ama benim çevremde mobil telefonu olmayan hiçkimse yok ve herkes konuştuğunun iki katı fatura ödemekten illallah demiş durumda.
Bildiğiniz gibi 1999 depreminden sonra ortaya atılan dahice(?) bir vergi sistemiyle hayatlarımıza giren
işkence gibi bir vergi alınıyor iletişim [...]
![]()
Kutsal Balıklar
H2SO4 ile dezenfekte edilmesi gereken bir yazı okudum az önce. Hemen sonra aklıma uzayda şehir kurma çalışmalarını hızla sürdüren ülkeler ve o ülkelerin insanları geliverdi nedense…
Konya’nın Hüyük İlçesine bağlı Mutlu Beldesi’ndeki bir akarsuyun, fotoğraftan anladığım kadarıyla yapay olarak havuza dönüştürülmüş bir bölümünde yaşayan ve özellikle Perşembe geceleri ortadan kaybolan(?) “Kutsal Balıklarla” ilgili bir yazı yazmış [...]
![]()
More posts »
Kelimelerin Anlamsızlaştığı An
Kelimelerin anlamını yitirdiği zamandır o an; ne söylesen, nasıl ifade etsen de, anlamsızdır.
Susmak gerek bazen; dar sokakların, eski evlerin arasında geçip giden kalabalığa aldırmadan yaşarsın duygularını. Susarsın içinden gelen çığlıklara aldırmadan. Gitme diye bağırmak gelirken içinden, susarsın sadece…
Kurduğumuz hayaller sensiz anlamsız diye feryat etmek isterken, geçmişe özlemi, daha paylaşılacak çok şey olduğunu anlatmak isterken, [...]
Yılların Yorgunluğu
Yılların yorgunluğu vardı üstünde, kıyıya her vardığında hissettiği yorgunluktan farklıydı bu sefer.
Daha yorgun, daha tükenmiş hissediyordu kendini…Bir anda o kıyıdan ilk ayrıldığı günü hatırladı, ne heyecanlıydı…Yeni bir hayatın başlangıcıydı bu onun için, yeni bir macera…Kıyıdan hayranlıkla seyrettiği o masmavi uçsuz bucaksız görünen, dalgaları ile müzik çalan o muhteşem sesin sahibi sularla tanışacaktı o gün. [...]
Fırtına
Karabiga, Çanakkale
Dar Sokaklar Arasından Galata
Galata Kulesi, İstanbul
Yağmur Çiçeği
Yağmur çiçeğisin sen
Yüzünde gülümseme ve sevincin dansı
Bazen düşteki sevgili
Bazen dinleyen bir dost ağacın altında
Bazen çılgın bir arzusun
Rüzgarın peşinde
Beyaz ve pembe bir coşkusun
Yorgun yazın ardından
Bir şarkısın sen Peri Zambağı
Sıcacık
Yağmur Çiçeği
Sen
Toprak ve suyun aşkısın
Anı
Bazen rüzgar getirir seni,
İçime dolar dağlar ve deniz,
Gökkuşağının ıslak kokusunu solurum
Bazen bir çiçek olur,
Sevince boğarsın beni
Yakınlarda ya da uzak
Bilirim
Sen yine sevdalı
Yine coşkun
Akarsın
Derin okyanuslara
Kal Desen
Çiçek toplarım dağlardan
Taç örersen
Yağmur damlaları ve ışık bulurum
Gökkuşağı için
Belki de yıldızları seyrederiz birlikte
Kal desen kalırım
Ama gidemem, bilesin
Ay ışığı düşmüşse bedenine
Bilmiyorum
Bu sabah uyandım…Sonsuz kokularla yanımdaydın
Kefaletimi mi ödedim
Yoksa bir armağan mıydın?
Bilmiyorum…
Korktum ilk defa birini yalnız bırakmaktan
Sana mahçup olmaktan
Korktum kendimden,
Kendime yapacağım zararlardan
Bilmiyorum…
Keşke yaşayabilseydim aşkı
Ama biliyorum aşk tek kişilik
Aşk şımarık
Ama aşk yalnız
[...]
![]()
Olmaya Aşk Cihanda
“Olmaya Devlet Cihanda bir Nefes Aşk gibi”
Olmaya Aşk Cihanda bir Nefes Cihan gibi
Olmaya Aşk Cihanda bir Nefes
Olmaya ki görsünler,
Aşkın da bir tadı var içilen şarap gibi
Arada bir fark var;
Şarap bekledikçe güzelleşir,
Aşk ise bekledikçe nahoş.
Aşık olacaksan
Ya bir deliye
Ya bir köre
Ya da bir sağıra aşık ol ki
Dünyanın değerini bilmiş olsun[...]
![]()
Bekliyorsundur…
Bekliyorsundur
bekle…
Benden duyamayacağın
her şeyimden bihaber…
Ve dönmeyeceğimdir
hiçbir vaktinde yaşamın…
Yakmışım ya adresini
sana çok kızdığım o gün
dönemem…
Beklersen
bekler…
Sen bi gittin…
Sen bi gittin
önce nutku tutuldu güneşin
Onbir Ağustos Çarşamba
gün kendini gece sandı
yıldızlar da vardı görülmedik
kaydılar sonsuzluğa hiç sevişsiz…
Sen bi gittin
yerle bir oldu gök
Onyedi Ağustos Salı
insanlar sustu…
İnsanlar bi sustu haykırarak
gittiğin için elleri taş
gözleri toprak altından çıkamadı
nefeslerini tuttular…
Zaten gidiyorsun diye
Onüç Ağustos Cuma
ay batmıştı güneşle birlikte
zifiri bir akşamüstü yalın
ceza oldu beyaz yatağına[...]
![]()
Nehir
Bir nehir gibisin sen
İçinde nice öyküler
Bazen çocuksu bir sevinç yüzünde
Bazen yorgun sularında aşkın hüzünlü çağıltısı
Kimi zaman içe kapanık
Sessiz ve gizemli
Kimi zaman öfkeli bir girdap sisli sabahlarda
Bir nehir gibisin sen
Sevince suyun gibi berrak
Sevilince çağlayan
Gün ağarırken
Kollarında ışığın dansı
Aşkı okyanuslara taşıyan
Bir nehirsin sen
Balık Hafızası
İnci boncuk balık hafızası tenin
Sana hiç aşkı anlatmadı kumrular
Bir günbatımından daha cefakar
Sırtına vuran ter damlası kadar soğuk
Herhangi bir şarkının güftesi inliyor
Bu demlerde nefes ağır geliyor…
Gözlerin, yarım saatlik sözlerin
Hiç işte, yalnızlık hiçlik bin kere…
Seni Sevmek
Mutluluk, ellerini tutmak,
Bir çölde aç susuz adınla yaşamak.
Deniz dalgası gibi seni sevmek,
Kırlarda koşmak ,
Gecelerinin en huzurlu uykusunu uyumak.
Kalbinle dokunduğun her şey
Umuda bağlıyor yaşananları
Bir ağaç yeşeriyor kalbimde
Hatta meyve veriyor zamansız
Bir parça peynir ekmek oluyor bazen hasretin
Ben sokakta oynarken acıkan yaramaz
Bazen bir demet hanımeli gül dallarının arasında
Sen benimle varsın ben seninle insan.
Kör Kuyular
Çaldın kapıyı ansızın, girdin içeri ve sordun : “Güneşe ne kadar bakabilirsin, çırılçıplak gözlerinle?”
Ağustostu, gündüzler kısalıyordu, alnında sabaha karşı ilk sevişmenin tuzu hala sırılsıklam duruyordu…
Gölgelerimiz uzarken, herhangi bir denizin kenarında çok çabuk akşam oluyordu…
Geceye ve yine birleşmeye az kalıyordu…
Zaman ölüyordu[...]
![]()
Altı Temmuz
Altı Temmuz İkibinAltı…
Kırk kere Maşallah günü böyle doğuşuna
elimiz el, gözümüz göz
bin kere şanslıyız kalbimiz yürek
aklımızda kana suskun aşk…![]()
Gözyaşı
Ağlarsan
ağlarsın
gözyaşını içerim kanarak…
Unutmuşluk sevdaysa
sevdadır
çoktur sadece ve tükenmek üzere…![]()
Galata Kulesi
Sevgilim
susamışsın
gözyaşının acı tadını alır
biraz su iç…
Bir çift martı geçiyor yüreğimizden
Galata Kulesi’nde
birkaç fotoğraf karesi
bu alnımıza yazılan
korkak bir veda busesi…![]()
Hayal Gibi
uykusuzluk kalmazdı
yalnızlık yaşamasaydı şehirde
aşk akıyor kırlangıç gözlerinden
bu yaz sıcak değil sanki cehennem
henüz güneş doğmadı bile
çığlık çığlığa bir sohbet
bu kuşlar geçen seneki yavrular…![]()
Mavi – Beyaz
Deniz mavi gözlerin aynı tenin beyaz
İki dişin arasında göğüslerin mora çalar
Sen o ilk seviştiğimiz tarihi üst köşeye yaz
Bakarsın telefon tellerinde unutulur sesim
Birkaç papatya falı kadar sıradan
Tüketilen son iki gün önünde susturulmuş…![]()
Dut Ağacı
dut ağacının altında
kulağında kumruların duası
tahta masada sessizliğin şarkısı
bir gül kuruyor dillerimizde
sarı mı sarı
aşktan geriye kalan yine aşk![]()
Gidiyor Gibi
Beni bahara hazırlıyorlar
sen de gel…
Değişik bir kostüm giyiyorum
beyaz mı beyaz
düşümdeki senden bile…
Oturmuş bekliyorum geniş bir alanda
sen niye gelmiyorsun ?![]()
Yalnızlığım
Şimdi saat hiçliğin ertesi; ne gündüz Güneş doğdu, ne de gece Ay…Üşüdük hepimiz bu yaz ortasında…
Zaten hiç sebep yokken hatırımıza geldi yine hep sana benzeyen kızlar; utangaç, sessiz ve gülüşünde yazdan kalma sesler…Kulağında hiç duyamayacağın kadar eşsiz bir serenad, artık hiç susmadan ağlayacak…
Hadisene, itiraf etsene: “Bana aşkı, hem de en ateşlisinden, sen yaşattın” desene…Ama yoksun artık işte!
Bakışların karanlığın göbeği, azgın nehir çiçeği sanki…Alnında sevdadan kalma izler…Şimdi sen, hiçbir kere sonsuz; sevişmek değilsin…An değilsin, acı hiç…Gözlerin yok ki…Dilin yumuşak mı, boynundan kokular salınır mı?
[...]
![]()
Çıplak Ayak Bileklerin
Hadi uyan artık, şimdi kahvaltı zamanıdır…
Gece sen uyurken ben rüyamda çıplak ayaklarını avuçlarımla kavrıyordum…Güneş yanığı tenine dokunuyordu can damarlarım…Acıdı mı? Hissettin mi?
Seneler öncesini anımsamaya çalışıyorum…Yalnızlık ikindilerinde sen ve ben, yalnızlığımız aklımıza gelene kadar, iki büyük çocuktuk…Şimdi ne oldu bize?
Bir değil çok fazla sayıda yürek sancısını yazdı tarih alnımıza, biraz büyüdük…Bu Temmuz ortasında bir yaş daha [...]
Temmuz’dan Sonra
Hani işte şimdiydi, geçmiş silinmişti? Şubat’tı, Mart’tı, Nisan’dı ya yaşadığımızı hissettiren; hani neredeydi, hangi hoş kokulu kır çiçeği yakından koklandığında rengini ve kokusunu gizlerdi?
Geçen yaz sıcağında, Temmuz’da, Ağustos’ta birkaç kez öldürülmüştük. Katiller hep bir gezmeydi, eğlenmeydi, sevişmeydi. Peki dengeler ne, adalet neredeydi?
Belki sondu düştüğümüz sevdaya, belki ilkti daha en başlangıçta düşüvereceğimiz aşka!
Hani ama şimdi neredeydi O, daha sabah gözlerimizin bebeğiyken?
O şimdi yok…
[...]
![]()
Yakarış
Yaşadığımız yerin, soluklandığımız göğün, diğer gezegenlerin ve yıldızların yaratıcısı;
Tüm Kainatın hakimi olan, esirgeyen ve bağışlayan senin adınla başlıyorum sözüme:
Allahım, çaresizim!
Daha önce defalarca içine düştüğüm ve her seferinde daha yoğun daha çetrefilli soruları yanıtlamam gereken bu bilmecede bilgisizim!
Allahım;
O an geldiğinde beni bağışlaman mümkün olacak mı bilmiyorum, çünkü içime giren senin yarattığın duygularım yüzünden her yeni ilişkimi sanki ilk ve son kez yaşıyormuşum gibi hep artan bir coşkuyla yaşıyor ve hatalar denizine düşüyorum. Tam ortalarında dilimlere bölündüğüm sanki sevdalarım değil de, günahlarımın cezasını çektiğim işkence odaları[...]
![]()
Kırık Aynalar
“Gözlerin, gelir geçer içimden, su içerken sen”
Yüzümü, gözlerimi yıkadığım aynanın önünde, teninin dahi dokunduğu gözlerim ıslak…
Yaşını başını alıp gitse de buralardan, içimdeki o heyecan sana ait ve seninle ilgili ama şimdilik tutsak…
“ve gözlerin gelir geçer içimden”
Evvel zaman içinde sana anlatmaya başladığım masalın içine almaya çalışmış olsam da seni, rüyaydın; kusursuzluğun değilmiş seni Binbir Gece Diyarı’nda ulaşılmaz, yedi alemin, yeryüzünün ve gökyüzünün, şeyhin en güzel kızı yapan[...]
![]()
Karşılaşım
Bir karşılaşımdı o gün yaşadığımız…
Uzun zaman geçmişti ve ben yıllardır bu karşılaşımı beklediğimi unutmuştum çok zaman önce. Sanki hayatımda hiç olmamışsın gibi davranışım, beni de şaşırtıyordu seni kaybederken ve mevsuk bir rahatlama duyuyordum içten içe.
Seninle ilk karşılaştığımız günü hatırlamaya çalıştım önce. Öyle bir gün canlanmadı kafamda çünkü sen hep vardın sanki hayatımda. Ben seninle var olmaya başlamıştım, öncesi çocukça bir oyundu sanki. Anılar geçmeye başladı gözlerimin önünden, uzun zaman önce rafa kaldırdığım anılar; bir pencere, bir müzik, dolunay, boş sokaklar, eğlenceler, gözyaşları, kahkahalar[...]
![]()
Gitme Zorunluluğu
Aslında ağlanası halime gülüyor başkaları. Bense ağlıyor gibiyim sevmişliğime. Ardımda onca sevilmiş, belki de sevildiklerini sanıp aldanmış insan, ve yanımda hiçkimse varken, inanılması güç büyülerle karşılaşacağımı varsayıp çekiyorum yorganı başıma…
Korkuyorum, hala…
Yanağımda doludizgin yaşlar var. Bundan sonra yılların, şimdiye dek hiç olmadığı kadar hızlı eksileceğini bilmeden hıçkırıyorum. Zaman sürekli ileriye işliyor. Bir de bunun farkına varsam, eminim sırtıma vuracak gölgeleri tanrıdan başka kimse temizleyemez [...]
![]()
Bu Çağda Yaşam
Hayat yıllar geçtikçe zorlaşıyor. Başlangıçlar yapmak bir yana, başlangıçlar gelişim noktasına bile gelemiyor. Sadece başlangıç namına yapılan bir başlangıç ve hemen ardından bir son. İnsanlar hemen, her yerde, her an birbilerini bulsunlar diye sınırsız internet, wireless ağlar, ve cep telefonlarının etrafımızı sardığı bir çağda en uzağız birbirimizden.
Artık, çalan telefonu yakalamak için ev kapısını açayım derken heyecandan anahtarları karıştırdığımız ya da düşürdüğümüz zamanlar geride kaldı. Nasıl olsa ev telefonlarımızda “caller id” var [...]
![]()
Unuturken
Unutmak ilk önce gözlerden başlar. Bir insanı unutmak için bakışlarını silmelisiniz aklınızdan. Bir masada otururkenki ifadesini, hele o başı öne eğikken kaşlarının altından size donuk bir şekilde fırlattığı gözbebeklerini artık hatırlamamalısınız. Hani bazen de yüzü buzdan bir duvarken aslında içinin kahkahalar attığını gösteren pırıl pırıl bakışlarını gözünüzün önüne getirmeye çalışsanız da bunu başaramamalısınız…
İşte bunu yapabildiğiniz zaman, yani onun gözlerini unuttuğunuz an siz kendi iradenizi kırmış, hatta başka insanların aşamadıkları hatırlayışlarına göz bile dikmişsinizdir demektir. Siz unuttunuz ve rahatladınız ya, neden sevdikleriniz de bu huzuru yaşamasın?
Dostlarınız adına, onların unutamadıkları bakışları önce siz unutursunuz[...]
![]()
İstemek
İstemek…
İstemek ne demek?
İstedim, ama olmadı… demek ki gerçekten istememişim… Bir şeyi gerçekten istemek ne demek? İnsan nasıl olur da bir şeyi ister ama aslında gerçekten istemediği için olmaz?
Bugün sabah radyoda “gerçekten istemek” üzerine bir monolog dinledim. “Bir şeyi gerçekten istemek demek, onu herşeyden çok istemek, yaşamak için istemek, uğruna ölecek kadar istemek demektir”. Düşündüm. Hayatımda neyi istediysem gerçekten, oldu; yaptım[...]
![]()




Yorumlar…