Bugüncü Aşk
Aşk…Uzun zamandır üzerinde düşünmediğim bir kavram…Dün gece internette dolaşırken aşka aşık bir insanın güncesi olan bir siteyle tanıştığımdan beri kurcalıyor aklımı… Aşk filozofluğu yapası geliyor insanın…
Aşk…Dünyanın en sarhoş edici, en büyüleyici ve bir o kadar da yok edici, tehlikeli ve egoist duygusu…Aşk insanın hayatına girmeye görsün… Her aşık olan “aşkı bulduğu”, yani “aşkı elinde tutabileceği” yanılgısına düşer…Aşk ise deniz gibidir… Denizin çarşaf gibi insanın ayaklarına serildiği günlerde, aynı denizin köpürdüğünü yakıp yıktığını hayal bile etmek olanaksızdır sanki…Denizlerin hakimi olamayacağı gibi, aşkı da elinde tutabilen görülmemiştir…
Aşkın kölesi olan çoktur, ama aşkın efendisi yoktur…Aşk pervasız ve bencil hissettirir insanı…Sanki daha önce ölüymüş de, aşk onu diriltmiş gibi gelir… Çok “kandırıkçıdır”(!) aşk…Sıkılıp gittiğinde ise, geride hiçbir şey, hatta bazen tutunacak incecik bir dal bile bırakmaz…
Aşk tam bir zihinsel afyondur… Aşka bağımlı olanın, aşka açlığından kurtulması, afyondan kurtulmak (ya da kurtulamamak) gibi bir şeydir…
İnsanı alır her şeyden uzaklaştırır, ekleyeceğine götürür, inşa edeceğine var olanları yıkar; çünkü, bir tek kendisi var olmak ister; bencilliği de buradan gelir…Başka hiçbir duyguya, olguya tahammülü yoktur aşkın…Ama nasıl deniz, zamanı geldiğinde, fırtınalara gömülecekse, üzerinde altında, sağında solunda ne varsa üzerinden silkeleyip atacak, silip süpürecekse, aşk da aşık olanı üzerinden atıp gidecektir…Sanki, hiç gelmemiş gibi gidecektir hem de…Ardında eskisinden de büyük, aç bir boşluk bırakarak gidecektir… Aşkın döngüsüdür bu…
Bana sorsalar, sevgi derim…Sevgi ekler, sevgi inşa eder, sevgi dışarıdan biraz sıkıcı gibi görünebilse de içinde inanılmaz incelikler, güzellikler ve büyüler barındırır… aşkın kaprislerinden, egoistliklerinden, bencilliklerinden, şıpsevdiciliklerinden uzaktır…
Sevgi hayata daha çok yakışır…Hayatı anlayabilmek sevgiden, sevebilmek hayatı anlamaktan geçer…Sevgi bambaşka bir sanattır…Sevgi de, bir müzik aleti çalmak gibi, inanılmaz yoğun ve devamlı emek ve çalışma gerektirir…Biraz uzaklaşırsan sana küsüverir…Duyguların hepsini barındırmak gerekir ortaya sevginin çıkabilmesi için…Her nasıl sadece Fur Elise çalabilen biri piyanist değilse, sadece bir duyguda ustalaşmış olmak yetmez sevgi için…Onun için de herkesin harcı değildir böyle bir kendini adamışlık…
Herkes aşık olur…Gerçekten de olur…5 yaşındaki çocuğun aşkı da gerçek aşktır, 20 yaşındaki çobanın da aşkı aşktır, 30 yaşındaki şehir kadınınınki de…Ama herkes gerçekten sevemez…
Hayat bir tek bugün, bir tek gençken, bir tek güzelken değil ne yazık ki…Aşk insanı “bugüncü” yapar, sevgi ise “her zamancı”…















Asıl güzel olan akıntıya karşı kulaç attığın aynı dalgaların yorulduğunda da seni kucaklayabilmesi. Birçoğu aşkın coşkusu bitti deyip yeni heyacanlar, yeni maceralar arar. Oysa ki aşk yorulmuş ve yerini daha huzurlu olana, daha bildik, daha güvenli olana bırakmıştır. Nasıl ki paranın amaç değil araç olarak görülmesi insanı egolardan ve hırstan arındırır , bence aşk da sevgiye ulaşmak için kullanılması gereken bir araç ,geçilmesi gereken bir yoldur.. İnsan hiç adını bilmediği, sesini duymadığı birine de aşık olabilir. Ama onu tanımadan sevemez.. Ya da endamına aşık olduğu insanın gülmesini sevip , fikirlerini sevmeyebilir.. Aşk , aşığa ,kendinin olmayanı öldürtebilir , oysa sevgi … kendinin olmasa da mutlu olsun diye , yüzündeki tebessüm eksilmesin diye , yaşatandır..
yazınız çok güzel beni de düşündürdü… aslında çok sık duydugumuz bir sorunsaldır aşk -sevgi farkı, hangisini istersiniz vb sorular. yazınızda beni sasırtan ve farklı bakmamı sağlayan sey ise askı ve sevgiyi 3. tekil şahıs gibi kullanmıs olmanız. ya her ikisine de “ben” diye bakarsak işler değişir mi acaba? askı yasayan da benim sevgiyi de. bu ikisini farklı yasayan yine benim. o zaman ask mı beni darmadağın eder gider ben mi kendimi o hale getiririm.
bugün “kaç kere aşık oluruz” sorusu soruldu ve bunu düşünürken sizin yazınız cevap oldu bana. aşkı ben yaşıyorsam ve ben değişiyorsam yıllar içinde yaşadıklarım da değişmeli. bir önce yasadıklarımdan farklı seyler yasamayı becerebilmeliyim bir sonraki değişim dönemimde. aşık olmalı tekrar aşık olabilmeliyim. sevebilmeli, aşkı fırtınalarıyla sevgiyi dinginliği ile yaşayabilmeliyim.
yazınız epey düşündürdü beni. tesekkür ederim.
Herkese yorumları ve ilgisi için içten teşekkür ediyorum. Diğer tüm duygulardan biraz daha fazla olmak üzere, aşk ve sevgi kişinin kendisinin bile karşısına çıkan olaylar ve insanlarla birlikte zaman içerisinde kendi de değiştikçe farklı yorumladığı kavramlar… bazen insan rüzgara yüzünü dönüp dalgalara karşı kulaç atmak istiyor; o gücü ve coşkuyu içinde hissediyor, bazense durgun sularda dinlenmek…kim bilir, yarın bir gün aşk bana tamamen tersini yazdırabilir!..:)
Sevgili Selin, aşk ve sevgi üzerine güzel bir yaklaşım sergilemişsin. Bizi burada toplayan en büyük dürtü sanırım aşk. Hepimizin söyleyeceği çok şey var aşk üzerine.
Sevgi bana aşkın eğitilmiş biçimi gibi geldi her zaman. Aşk özgürdür ve denetimi zordur. Sevgi belki de aşkın ömrünü uzatmak için yaşam kurallarının dayattığı zorunluluktur. Aşk yükseklerde süzülen kırlangıç, sevgi kanaryadır kafeste.
Aşk coşkulu olduğu kadar acı da olabilir. Sevgi doğal olarak güven verici geliyor insana. Rüzgar ve dalgaların dansı aşksa, körfezde dinlenen deniz sevgidir, sanırım.
Aşk sadece zamanı geldiğinden gelmişse mevsimlik oluyor…
Bir sebep ya da ihtiyaç için uğramışsa günlük oluyor…
Ama eğer muhabbet icin çalmışsa kapıyı ve içtenlikle buyur edilmişse içeri, muhabbet hiç bitmiyor ki zaman boyutu ona hükmetsin…
Hakan’cım,
İzin ver aksın o zaman “aşkkk”, ölene kadar, tüm damarlarımızda…
Ayçacım burada sana katılmamak elde değil…Keşke son nefesimize kadar “aşşşk” aksa damarlarımızda…
Ben yine de tüm bugünleri birleştirip, her zaman haline getirmek istiyorum…Müsadenizle!!!