Aşk-ı Sefa

            Derler ki; eninde sonunda varılacak sonuçları var ya hayatın, hani ne yaşadığın, nasıl yaşadığın, hatta kiminle ve nerede yaşadığın anlamsızlaşıyor o an gelince. Yani bizim için bu dünyadaki son saniyelerin vurmasını kastediyorum. İşte böyle bir çaresizlik içinde insan kendini fazlasıyla yalnız, tükenmiş, ve sanki hiçbir şey yaşamamış gibi hissedermiş. Doğal olarak, göreceği daha birçok güzellik ve tadacağı değişik lezzetler olduğu hissi, anlık da olsa bunlara ulaşmanın imkansızlığı hissiyle aynı anda yerleşiverirmiş insanın yüreğine. Asıl kaynağı bilinmeyen bir duygu çöküntüsüymüş bu yaşanan. O ölüm korkusu denilen şeyin ta kendisi de diyorlar, ama ben inanmıyorum. . .

Neden insan ölürken onca tüketilen gün ve gece, sevdiklerimiz ve bizi sevenlerle yaratılan anılar bu hiçlik duygusu içinde erisin?

Öyle yazılar yazılmış ki en hüzünlü ayrılıkları, en destansı aşkları üzerinden yüzyıllar bile geçmiş olsa hala yaşatıyor. Romanlar, çizilen resimler, yakılan ağıtlar, hepsi en azından birimizin yaşanmışlıklarına, üzüntü ve sevinçlerine, aşk ve ayrılıklarına, pişmanlıklarına, nefretlerine birer kanıt değil mi, ve asırlardır yaşamıyorlar mı? Bu nasıl bir bitkinlik ki eninde sonunda varacağımız o kaçınılmaz son yüzünden tüm yaşantımıza sırt çevirip, hayatı bir hiç sayabiliyoruz?

Evet, bu ölüm korkusundan, saf korkaklıktan başka bir şey değil !

Ama ben ne korkağım, ne de ölümden kaçarım. Yaşarım karşıma çıkan en küçük dertleri de sevdaymış gibi. Çekerim ciğerlerime aşk-ı cefayı bir tutam bahar havası gibi. Biriktirdim mi bir de acı tatlı her anıyı göğsümün üstünde çelik yelek misali, o zaman ölüm benden korksun.

Aşk-ı sefa zaten ölüm gibi: Ondan korkana azrail yüzüyle görünür, diğerlerine tam bir melek gibi. . .

Bu kitap* buna şahittir.

 

 

01. NİSAN. 1999

Ankara

 

* “Aşk-ı Tutsak -Hakan Güzhan“-şiir-


ONCESISONRASI


Cevapla

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.