Akrep

Çöllerin hicaz hüznüyle,
gönlümüzü eğledik fasıllarda…
 
Karartma sohbetlerini ağıtların,
sazlarla ancak dağıtabilirdik.
Olmadı…
 
Dostların eskilerini de,
aşkların eskimeyenlerini de hatırladık.
Az kaldı canımız çıkacaktı hasretlikten,
buzbeyazı kestik, içtiğimiz şarap gibi.
Neşelenmedi masamız…
 
Sapsarı çöl sıcağı da yoktu havada
ammmaaa çöldeydik zaman zaman,
ateşlerde yandık.
Issızlıktan ürkmemiz gerekirdi,
bana mısın demedik…
 
Korkusuzca yalın vücut, çırıl ayak 
dolaştık kızgın kumlarda.
Kurak toprakların iki hakimi vardı ya:
Sinsi yılan ve kızgın akrep…
Korkmadık bile onlardan…
 
Yorgunluğumuzu soğuk bir kayanın sırtında dindirdiğimiz 
o gecenin sabahında,gözlerimizi açtığımızda  
gözlerimizin önünde akrebin gözleri, 
dizlerimizin dibinde yılanın tıslaması peydahlanverdi…
 
İşte o an yüreğimizi göğüs kafesimizde hissettik.
Korktuk mu, yoksa heyecanlandık mı bilinmez. 
Akrebin gözleri mavi…
Akrepte bir başka haller…
Yılanın başına bir tekme bastık,
kızmış akreple gözlere daldık.
 
Tutup akrebi öptük
ağzı yangın yeriydi…Yandık…
 
 
 


ONCESISONRASI


Cevapla

Yorum yazmak için giriş yapmalısınız.