Şimdi saat hiçliğin ertesi; ne gündüz Güneş doğdu, ne de gece Ay…Üşüdük hepimiz bu yaz ortasında…
Zaten hiç sebep yokken hatırımıza geldi yine hep sana benzeyen kızlar; utangaç, sessiz ve gülüşünde yazdan kalma sesler…Kulağında hiç duyamayacağın kadar eşsiz bir serenad, artık hiç susmadan ağlayacak…
Hadisene, itiraf etsene: “Bana aşkı, hem de en ateşlisinden, sen yaşattın” desene…Ama yoksun artık işte!
Bakışların karanlığın göbeği, azgın nehir çiçeği sanki…Alnında sevdadan kalma izler…Şimdi sen, hiçbir kere sonsuz; sevişmek değilsin…An değilsin, acı hiç…Gözlerin yok ki…Dilin yumuşak mı, boynundan kokular salınır mı?
[...]

Hadi uyan artık, şimdi kahvaltı zamanıdır…
Gece sen uyurken ben rüyamda çıplak ayaklarını avuçlarımla kavrıyordum…Güneş yanığı tenine dokunuyordu can damarlarım…Acıdı mı? Hissettin mi?
Seneler öncesini anımsamaya çalışıyorum…Yalnızlık ikindilerinde sen ve ben, yalnızlığımız aklımıza gelene kadar, iki büyük çocuktuk…Şimdi ne oldu bize?
Bir değil çok fazla sayıda yürek sancısını yazdı tarih alnımıza, biraz büyüdük…Bu Temmuz ortasında bir yaş daha [...]
Hani işte şimdiydi, geçmiş silinmişti? Şubat’tı, Mart’tı, Nisan’dı ya yaşadığımızı hissettiren; hani neredeydi, hangi hoş kokulu kır çiçeği yakından koklandığında rengini ve kokusunu gizlerdi?
Geçen yaz sıcağında, Temmuz’da, Ağustos’ta birkaç kez öldürülmüştük. Katiller hep bir gezmeydi, eğlenmeydi, sevişmeydi. Peki dengeler ne, adalet neredeydi?
Belki sondu düştüğümüz sevdaya, belki ilkti daha en başlangıçta düşüvereceğimiz aşka!
Hani ama şimdi neredeydi O, daha sabah gözlerimizin bebeğiyken?
O şimdi yok…
[...]

Yaşadığımız yerin, soluklandığımız göğün, diğer gezegenlerin ve yıldızların yaratıcısı;
Tüm Kainatın hakimi olan, esirgeyen ve bağışlayan senin adınla başlıyorum sözüme:
Allahım, çaresizim!
Daha önce defalarca içine düştüğüm ve her seferinde daha yoğun daha çetrefilli soruları yanıtlamam gereken bu bilmecede bilgisizim!
Allahım;
O an geldiğinde beni bağışlaman mümkün olacak mı bilmiyorum, çünkü içime giren senin yarattığın duygularım yüzünden her yeni ilişkimi sanki ilk ve son kez yaşıyormuşum gibi hep artan bir coşkuyla yaşıyor ve hatalar denizine düşüyorum. Tam ortalarında dilimlere bölündüğüm sanki sevdalarım değil de, günahlarımın cezasını çektiğim işkence odaları[...]

“Gözlerin, gelir geçer içimden, su içerken sen”
Yüzümü, gözlerimi yıkadığım aynanın önünde, teninin dahi dokunduğu gözlerim ıslak…
Yaşını başını alıp gitse de buralardan, içimdeki o heyecan sana ait ve seninle ilgili ama şimdilik tutsak…
“ve gözlerin gelir geçer içimden”
Evvel zaman içinde sana anlatmaya başladığım masalın içine almaya çalışmış olsam da seni, rüyaydın; kusursuzluğun değilmiş seni Binbir Gece Diyarı’nda ulaşılmaz, yedi alemin, yeryüzünün ve gökyüzünün, şeyhin en güzel kızı yapan[...]

Bir karşılaşımdı o gün yaşadığımız…
Uzun zaman geçmişti ve ben yıllardır bu karşılaşımı beklediğimi unutmuştum çok zaman önce. Sanki hayatımda hiç olmamışsın gibi davranışım, beni de şaşırtıyordu seni kaybederken ve mevsuk bir rahatlama duyuyordum içten içe.
Seninle ilk karşılaştığımız günü hatırlamaya çalıştım önce. Öyle bir gün canlanmadı kafamda çünkü sen hep vardın sanki hayatımda. Ben seninle var olmaya başlamıştım, öncesi çocukça bir oyundu sanki. Anılar geçmeye başladı gözlerimin önünden, uzun zaman önce rafa kaldırdığım anılar; bir pencere, bir müzik, dolunay, boş sokaklar, eğlenceler, gözyaşları, kahkahalar[...]

Aslında ağlanası halime gülüyor başkaları. Bense ağlıyor gibiyim sevmişliğime. Ardımda onca sevilmiş, belki de sevildiklerini sanıp aldanmış insan, ve yanımda hiçkimse varken, inanılması güç büyülerle karşılaşacağımı varsayıp çekiyorum yorganı başıma…
Korkuyorum, hala…
Yanağımda doludizgin yaşlar var. Bundan sonra yılların, şimdiye dek hiç olmadığı kadar hızlı eksileceğini bilmeden hıçkırıyorum. Zaman sürekli ileriye işliyor. Bir de bunun farkına varsam, eminim sırtıma vuracak gölgeleri tanrıdan başka kimse temizleyemez [...]

Hayat yıllar geçtikçe zorlaşıyor. Başlangıçlar yapmak bir yana, başlangıçlar gelişim noktasına bile gelemiyor. Sadece başlangıç namına yapılan bir başlangıç ve hemen ardından bir son. İnsanlar hemen, her yerde, her an birbilerini bulsunlar diye sınırsız internet, wireless ağlar, ve cep telefonlarının etrafımızı sardığı bir çağda en uzağız birbirimizden.
Artık, çalan telefonu yakalamak için ev kapısını açayım derken heyecandan anahtarları karıştırdığımız ya da düşürdüğümüz zamanlar geride kaldı. Nasıl olsa ev telefonlarımızda “caller id” var [...]

Unutmak ilk önce gözlerden başlar. Bir insanı unutmak için bakışlarını silmelisiniz aklınızdan. Bir masada otururkenki ifadesini, hele o başı öne eğikken kaşlarının altından size donuk bir şekilde fırlattığı gözbebeklerini artık hatırlamamalısınız. Hani bazen de yüzü buzdan bir duvarken aslında içinin kahkahalar attığını gösteren pırıl pırıl bakışlarını gözünüzün önüne getirmeye çalışsanız da bunu başaramamalısınız…
İşte bunu yapabildiğiniz zaman, yani onun gözlerini unuttuğunuz an siz kendi iradenizi kırmış, hatta başka insanların aşamadıkları hatırlayışlarına göz bile dikmişsinizdir demektir. Siz unuttunuz ve rahatladınız ya, neden sevdikleriniz de bu huzuru yaşamasın?
Dostlarınız adına, onların unutamadıkları bakışları önce siz unutursunuz[...]

İstemek…
İstemek ne demek?
İstedim, ama olmadı… demek ki gerçekten istememişim… Bir şeyi gerçekten istemek ne demek? İnsan nasıl olur da bir şeyi ister ama aslında gerçekten istemediği için olmaz?
Bugün sabah radyoda “gerçekten istemek” üzerine bir monolog dinledim. “Bir şeyi gerçekten istemek demek, onu herşeyden çok istemek, yaşamak için istemek, uğruna ölecek kadar istemek demektir”. Düşündüm. Hayatımda neyi istediysem gerçekten, oldu; yaptım[...]

Yorumlar…